Credit: Martch Art Project
Eylül ayı, tatil dönüşüyle birlikte şehre yeniden buluşma hissini de getiriyor. Galeriler yeni sezon sergilerini açarken sanatçılar yeni üretimlerini izleyiciyle paylaşıyor; koleksiyonerler, sanat profesyonelleri ve sanatseverler aynı rotalarda yeniden bir araya geliyor. İstanbul’un farklı noktaları, birkaç hafta boyunca çağdaş sanat etrafında şekillenen canlı bir keşif alanına dönüşüyor.
Bu hareketlilik, hafta sonlarını sanatın peşinden şehri keşfetmek için de iyi bir fırsata çeviriyor. Rumelihisarı’ndan Boğaz kıyısına, Haliç’ten Tersane İstanbul’un tarihi atmosferine uzanan farklı duraklar; sergiler, yeni üretimler ve uluslararası buluşmalarla sezonun ritmini belirliyor.
Perili Köşk’te Yeni Sezon

Credit: Borusan Contemporary
Borusan Contemporary, 19 Eylül’de Rumelihisarı’ndaki Perili Köşk’te kapılarını açarak sonbahar sanat rotasının ilk durağını oluşturuyor. Tarihi yapısı ve konumuyla Boğaz’ın simgelerinden biri olan köşk, eşsiz mimarisiyle sanat deneyiminin doğrudan bir parçası haline geliyor.
Çağdaş sanat, yeni medya ve teknolojiyi aynı çatı altında buluşturan Borusan Contemporary’nin yeni sezonunda iki farklı sergi öne çıkıyor. Zaman Mekân Geometri, fotoğraf sanatı üzerinden kent, mimari ve algı ilişkisini yeniden düşünmeye davet ederken; Perili | Haunted ise dijital dünyanın hızla gelişen görüntü üretme biçimlerine ve teknolojinin sanatla kurduğu güncel ilişkiye odaklanıyor. Bu iki sergi, farklı üretim pratiklerini aynı çatı altında keşfetmek isteyenler için güçlü bir başlangıç sunuyor.
Bir Kente Yeniden Bakmak: Zaman Mekân Geometri

Credit: Borusan Contemporary – Olivo Barbieri
Fırat Arapoğlu küratörlüğünde hazırlanan Zaman Mekân Geometri sergisi, Olivo Barbieri’nin kent, mimari, ölçek ve perspektifle kurduğu ilişki etrafında şekilleniyor Sergi, "Bildiğimiz bir yere başka bir ölçekte baktığımızda ne değişir?" sorusundan hareket ederek gündelik mekânları ve şehirlere farklı bir gözle bakmayı öneriyor. Barbieri’nin binaları, sokakları ve geniş manzaraları alışıldık ölçeklerinin dışına çıkaran fotoğraf pratiği, izleyiciye yaşadığı çevreye alışılmışın dışında bir mesafe ve bakış açısıyla yaklaşma imkânı tanıyor. Projenin bir diğer dikkat çeken boyutunu ise Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu için Anadolu’nun antik kentlerinde gerçekleştirilen yeni üretimler oluşturuyor. Antik kalıntılar, sanatçının çağdaş mimari ve perspektif yaklaşımıyla buluşarak zaman, mekân ve geometrinin fotoğraf aracılığıyla nasıl yeniden yorumlanabileceğini gösteriyor.
Ekranın Ardındaki Görüntüler: Perili | Haunted

Credit: Borusan Contemporary – Memo Akten
Dr. Kumru Eren’in küratörlüğünü üstlendiği Perili | Haunted, yapay zekâ, veri teknolojileri ve dijital kültürün şekillendirdiği çağdaş imge dünyasına odaklanıyor. Gerçeklik, hafıza ve öznellik kavramlarının teknolojiyle birlikte nasıl yeniden biçimlendiği serginin merkezinde yer alıyor. Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan derlenen sergi, yeni medya sanatının farklı üretim biçimlerini bir araya getiriyor. Quayola ve Memo Akten gibi yeni medya alanının öncü isimlerinin dijital işleri, Kemal Önsoy’un figürasyon ile soyutlama arasında gezinen kâğıt üzerine çalışmalarıyla aynı mekânda buluşuyor. Farklı disiplinlerden eserlerin kurduğu bu temas, algoritmaların ve dijital verilerin şekillendirdiği güncel sanat pratiğine dair katmanlı bir bakış sunuyor.
Perili Köşk’ten Haliç’e: Contemporary Istanbul

Credit: Dirimart
Perili Köşk’te başlayan sanat rotasının bir sonraki durağı, Haliç kıyısına konumlanan Tersane İstanbul. 23–27 Eylül tarihlerinde Tersane İstanbul’da gerçekleşen 21. Contemporary İstanbul, birkaç gün boyunca yerel ve uluslararası çağdaş sanat dünyasını aynı çatı altında buluşturdu.
24 ülkeden 70’in üzerinde galerinin yer aldığı fuar, bu yıl programa ilk kez katılan 17 yeni galeri ile farklı sanat coğrafyaları arasında yeni bağlantılar kuruyor. Edisyonun öne çıkan bölümlerinden Focus: Asia, Asya merkezli galerilerin ve sanat üretimlerine daha geniş bir alan açıyor. Bu odak, farklı kültür ve sanat ağları arasındaki konumunu güçlendirirken ziyaretçiler için de farklı coğrafyalardan sanatçıları aynı rotada keşfetme fırsatı yarattı.
Contemporary Istanbul, yerleşik isimlerin yanı sıra fuara yeni eklenen New Grounds bölümüyle genç galerilere ve yeni nesil sanatçılara da alan açtı. Keşif duygusunu ön plana çıkaran bu bölüm, çağdaş sanatın güncel dinamiklerini ve yeni üretim biçimlerini takip etmek isteyenler için yeni bir alan sundu.
Contemporary Istanbul’a katılan bazı galerilerin yakın dönemde uluslararası sanat fuarlarında yer alan sanatçıları, İstanbul sanat ekosisteminin küresel dolaşımla kurduğu güçlü bağı da görünür kıldı. Dirimart’ın temsil ettiği İnci Eviner’in Cenneti Sahnelemek yerleştirmesi Art Basel Unlimited’da, OG Gallery’den Yaz Taşçı’nın Nalan işi Liste Art Fair Basel 2026’da, PİLOT’un temsil ettiği Hamra Abbas’ın Tree Studies serisi ise uluslararası sanat platformlarında izleyiciyle buluşmuştu. Bu örnekler, Contemporary Istanbul’da bir araya gelen galerilerin yalnızca yerel sahnenin değil, uluslararası sanat ağlarının da aktif bir parçası olduğunu gösteriyor.
Bu diyaloğun düşünsel boyutu ise fuar kapsamında düzenlenen CIF Dialogues: The Long and Winding Road programıyla genişledi. Sanat profesyonellerini, küratörleri ve düşünürleri bir araya getiren konuşmalar; farklı coğrafyalar arasındaki kültürel ilişkileri, sanatın dolaşımını ve güncel üretim pratiklerini tartışmaya açtı.
BMW Türkiye ve Contemporary Istanbul

Credit: bmwgroup.com
Borusan Otomotiv’in Türkiye distribütörü olduğu BMW’nin ortak partnerliğiyle gerçekleşen CI21 kapsamında, A.A. Murakami imzalı SYMBIOSIS de İstanbul’da izleyiciyle buluştu. Art Basel’in Basel edisyonundaki dünya prömiyerinin ardından Contemporary Istanbul’a taşınan çalışma; doğa, teknoloji ve insan deneyimi arasındaki ilişkiyi araştırıyor.
BMW’nin Neue Klasse vizyonundan ilham alan çalışma, sanatçı ikilisinin “Ephemeral Tech” yaklaşımıyla mühendislik ürünü sistemleri doğal ve öngörülemeyen süreçlerle bir araya getiriyor.
Yerleştirmenin merkezinde yer alan Yeni BMW 7 Serisi de bu ilişkinin bir parçası olarak konumlanıyor. Böylece SYMBIOSIS, otomobili bağımsız bir sergileme nesnesi olarak ele almak yerine; tasarım, mühendislik, teknoloji ve sanat arasındaki diyaloğun içine dahil eden bütünsel bir deneyim sunuyor.
Birbirinden farklı karakterlere sahip bu iki farklı durak, İstanbul’un dinamik sanat takvimini birbiriyle bütünleşen rotalar üzerinden izleme imkânı sunuyor.
Şehrin ritminin yeniden hızlandığı sonbahar günlerinde ise geriye İstanbul’u farklı bir gözle keşfetmek kalıyor; bazen Boğaz kıyısındaki tarihi bir yapıda, bazen Haliç’teki eski bir tersanede, sanatın açtığı yeni rotaların peşinden.